Haziran ayının erguvan renklerinin yavaş yavaş çekildiği, yerini sıcak yaz akşamlarına bıraktığı günlerde, Hazal kucağında taşıdığı ağır projektör ayağı ve kablo makaralarıyla Arnavutköy’ün dik ve dar merdivenli sokaklarını tırmanıyordu. Mimar Sinan Sinema ve Televizyon Bölümü öğrencisi olan Hazal, Sinop’tan İstanbul’a yönetmen olma hayaliyle gelmişti. Arnavutköy sırtlarında, nemden rutubete kesmiş iki odalı bir çatı katında yaşıyor; geceleri bağımsız belgesel çekimlerinde asistanlık yaparak hem okul masraflarını hem de omuzlarına binen yüksek kirayı karşılamaya çalışıyordu.
O gün hayatının dönüm noktası sayılabilecek bir teslimat ve sunum vardı. İstanbul Film Festivali’nin "Geleceğin Kadın Yönetmenleri" seçkisine başvurmak için hazırladığı kısa filminin son renk ve ışık düzeltmelerini yapacağı harici diski, sahildeki yapım atölyesine yetiştirmesi gerekiyordu. Filmi teslim edebilir ve jürinin beğenisini kazanabilirse hem büyük ödül olan yapım desteğini alacak hem de aylardır biriken ev kirasını kapatabilecekti. Haftalardır uykusuz kalmış, kentin gece dokusunu kare kare kamerasına kaydetmişti.
Ancak Arnavutköy’ün ahşap konaklarının arasından sahile inen basamaklı yokuştan aşağı hızlıca koşarken, sokak kedilerinden biri aniden ayaklarının arasından geçti. Dengesi bozulan Hazal, taş merdivenlerin üzerine sertçe yuvarlandı. Dizleri ve dirsekleri kan içinde kalırken, kucağındaki çanta açıldı; filmin ham kayıtlarının bulunduğu özel yüksek hızlı harici disk, taş merdivenlerden sekerek aşağıdaki su tahliye kanalının çamurlu birikintisine düştü.
Hazal, canının acısını unutup sırılsıklam olan diskin yanına koştu. Cihazı kucağına alıp kurulamaya çalışsa da çamurlu su iç bileşenlerine kadar sızmıştı. Yüzlerce saatlik çekim, uykusuz geceler, mahalle esnafıyla yaptığı söyleşiler ve kurduğu tüm gelecek hayalleri bir anda o çamurlu kanalın içinde yok olup gitmiş gibiydi. Ağlamaktan göz pınarları kuruyan genç kız, dizlerinin üzerine çöküp İstanbul’un umursamaz Boğaz manzarasına baktı. Bu devasa şehir, ne zaman ayağa kalkmaya çalışsa onu kenara itiyor gibiydi.
O esnada, merdivenlerin hemen başındaki tarihi ahşap evden çıkan yaşlı bir adam adımlarını çabuklaştırarak Hazal’ın yanına geldi. Yıllardır Yeşilçam döneminden kalma makara kameraları ve projeksiyon cihazlarını tamir eden "Sinemacı Müfit Usta"ydı bu. Kızın çaresizliğini ve elindeki ıslak diski görünce hiç tereddüt etmeden Hazal’ı kolundan tutup tozlu film afişleriyle dolu atölyesine götürdü.
Yazıda anılan işletmeler
Ticari veya sponsorlu bağlantılar şeffaf biçimde etiketlenmiştir.
Kaynaklar
Bilgileri güncel ayrıntılarıyla doğrulamak için kaynak sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.